Avatar: Son Hava Bükücü (2010) – The Last Airbender

Yin ve Yang arkadaş olabilir mi?

Yin ve Yang arkadaş olabilir mi?

Konu (Kısa): Filmin hikayesi en son Avatar olan Aang’ın maceraları çevresinde gelişiyor. Aang’ın Ateş Ulusunun Su, Toprak ve Hava uluslarını köleleştirmesini durdurması gerekiyor.

Konu (Uzun): Dünya her biri kontrol edebildikleri elementler ile temsil edilen dört krallığa bölünmüştür. Ruhani dünya ile bağı olan ve dört elemente de hükmedebilen tek kişi olan Avatar’ın kontrolünde Su, Hava, Toprak ve Ateş bölgeleri barış içinde yaşamıştır. Genç Avatar ortadan kaybolduğunda Ateş Ulusu dünyayı yönetme planlarına engel olmaması için Hava bükücülerinin tüm üyelerini yoketmek için saldırır. 100 yıl geçtikten sonra dönemin Ateş Lordu Ozai Toprak ve Su krallıklarında element bükebilme kabiliyetine sahip herkesi yakalayıp hapsetmektedir. Güney Su kabilesinden Katara ve Sokka köylerinin altındaki buzda hapsolmuş gizemli bir çocuk bulurlar. Onu kurtardıklarında kendisinin son hava bükücülerden Aang olduğunu ve Avatar olduğunu söyler. Avatar’ı korumaya ant içen Katara ve Sokka onunla birlikte su bükmede ustalaşma ve sonunda dünyaya tekrar barışı getirme macerasında Kuzey Su krallığına seyahat ederler. Fakat hedeflerine yaklaşırken Lord Ozai’den, onun sürgüne gönderdiği oğlu Zuko’dan ve ateş ulusu ordusunun komutanı Zhao’dan uzak durmalıdırlar.

Kadro: Filmin yönetmeni Altıncı His (Sixth Sense) filmi ile başarılı bir çıkış yaptıktan sonra istikrarlı bir düşüşe sahip olan M. Night Shyamalan. Avatar rolünü bu filmden sonra sadece Kovboylar ve Uzaylılar (Cowboys & Aliens) filminde rol almış olan 1997 doğumlu Noah Ringer oynuyor. Prens Zuko’yu Milyoner (Slumdog Millionaire) filminden hatırladığımız Dev Patel, Sokka’yı Alacakaranlık (Twilight Saga) serisinde oynamış olan Jasper Hale, Katara’yı Nicola Peltz oynuyor. Lord Ozai’yi canlandıran Cliff Curtis’i ise Gün Işığı (Sunshine) ve M.Ö. 10,000 (10,000 BC) filmlerinde izlemiştik ve benim beğendiğim bir aktör. Gerçi bu filmde bütün oyuncular senaryoyu ilk defa okuyor gibiler. Düzgün bir karakter yaratımı yok.

İşte bunlar hep avatar falan

İşte bunlar hep avatar falan

Spiritüellikle kafayı bozmuş olan M. Night Shyamalan’ın filmlerini izlediğimde keşke hem senaryoyu yazıp hem yönetmese diyorum. Bırak başkası yazsın senaryoyu. Bu şekilde sürekli vasat filmler çıkıyor. M. Night Shyamalan’ın Gizli Sırrı belgeseli var mesela, güya Shayamalan küçükken buz altında kalmış, 1.5 saat ölü kalmış da, ondan ruhlar dünyası ile bağlantılıymış. Belgesel için dava açacağını söyleyen Shyamalan’ın avukatları uydurma isimler çıktığı gibi Sci-Fi kanalı bunun The Village filmi için reklam amaçlı, Shyamalan ile anlaşmalı yapıldığını itiraf ediyor ve NBC firması bunun sık kullandıkları birşey olmadığını söyleyip özür diliyordu.  Shyamalan’ın spiritüelliği mantıklı hale getireceğim diye bilimi değersizleştirme çabası kendisini komik duruma düşürmekten başka bir işe yaramıyor. Mesela Mistik Olay – The Happening filminde:
Okulda “bilim” öğreten bir öğretmenin (Elliot Moore – Mark Wahlberg) söylediği:
“Bilim adamları bazı sebepler bulup kitaplara yazabilirler,
ama sonuçta bu bir teoriden ibaret olur.
Bizim idrak edemeyeceğimiz güçlerin iş başında olduğu gerçeğini kabul etmekte başarısız olacağız.”
Science Teacher’a bunu söyletecek kadar gerçek dünyadan uzak işte. Bu taktiğe başka dandik filmlerde de sıkça rastlamak mümkün. Mesela Melankoli (Melancholia) filminde Kiefer Sutherland teleksopuyla bilimi temsil eder, çarpmayacak dünyaya der, ama bir kavanozdaki taneleri tahmin ederek “vay bu biliyor herşeyi” havası verilen Kirsten Dunst tarafına çekilir izleyici. Ve bilimi temsil eden Kiefer Sutherland dünyaya çarpacağını anladığında ahıra kaçar, korkakça intihar eder. The Sunset Limited filminde Tommy Lee Jones bilim adamıdır ve intihar etmek istemektedir. Dini filmlere eğilimli mümin/melek Samuel Jackson’da bilmiş bilmiş ona akıl verir. Melekler Şehri‘nde Meg Ryan doktordur ve bilimi temsil eder ve ölen hastalarının etkisiyle çaresizlikten ağlamaktadır. Mikroskoba bakıp hücreler için işte ben bunlardan ibaretim der ve melek Nicolas Cage kahve masasında ateistleri ters köşeye yatıran laflar söylediğine inanan ihtiyar amcalar gibi cümleler kurar. Bu tip ucuz taktikler filmden çabuk soğumama sebep oluyor. Buna başvuranlara da bilimin getirdiği teknoloji olmasa, o kameralar, CGI efektleri vs olmasa hikayenizi anca 15-20 kişiye ateş başında anlatırdınız demek istiyorum.

Ommm. Günlerce meditasyon yapabilirim

Ommm. Günlerce meditasyon yapabilirim

Bu filmde de spiritüellik ve din referansları var. Mesela Matrix’in Hz. İsa’sı Neo gibi Avatar da seçilmiş kişidir ama güçlerini tam olarak bilmemekte ve kullanamamaktadır. Spiritüellik karşıtları, filmde kötü olanlar ise – Avatar’ın ruhlar dünyası ile kontak kurmasını istemeyen Ateş Ulusu – makinalara yani teknolojiye sahiptirler. Yani onların teknolojisini üreten bilime dolaylı bir gönderme. Teknoloji – ateş ulusunun makineleri, savaş gemileri – doğa ve spiritüellik içindeki toplumlara kötülük ve savaş getiriyor (Bu da kolonileşme dönemini hatırlatıyor). Biraz daha zorlasak “ülkesinden kovulmuş, sürgüne gönderilmiş prens” Zuko, cennetten kovulan karanlıklar prensi Şeytan’a gönderme diyebiliriz. Sonuçta ateş de cehennem ile bağdaşıyor. Hinduizm ile bağlantısı ise Avatar kelimesinin Sanskritçe kelime Avatara okunan ve evlat/soy/intikal anlamlarına gelmesi ve Hindu mitolojisinde tanrıların dünyadaki bozulan dengeyi tekrar kurmak için Avatar olarak dünyaya gelmeleri. Zaten filmde hava bükücü rahipler Budist rahipler gibi giyinmişler. Ayrıca catudhatu olarak adlandırılan Budist inanışında dört temel element kişinin anlayışı ve kendisini acı çekmekten kurtarması için temel oluşturuyor. Sudaki balıklar (Ay ruhu) Taoizm’in Yin ve Yang fikri ile anılıyor.

Çizgi dizi olan Avatar’ı çok beğenirdim. Her bölümünü takip edip sezon sezon izleyecek kadar hayranı değildim ama televizyonda rastgeldiğimde sevinir izlerdim. Bu film de maalesef çizgi diziden aldığım zevkin 10’da birini bile alamadım. Bence birkaç güzel bilgisayar efekti filmi vasatın altında olmaktan kurtarmaya yetmemiş ve Shyamalan’ın ellerinde güzelim fantezi dünyası rezil olmuş. İzlemediyseniz çizgi diziyi tavsiye ederim.

Notlar:
* Film bir nevi parodi ödül töreni olan ve 2010’un en kötülerinin ödüllendirildiği 31. Altın Ahududu ödüllerinde 5 ödül aldı. En Kötü Film, En Kötü Yönetmen, En Kötü Senaryo, En Kötü 3 boyut kullanımı ve En Kötü yardımcı oyuncu (Jackson Rathbone).
* Filmin sloganı “Dört ulus, bir kader” akla Yüzüklerin efendisinin “Herkesi yönetmek için bir yüzük” sloganını getiriyor.
* Film orjinalde TV serisi gibi Avatar: The Last Airbender adına sahip fakat James Cameron ve 20th Century Fox Avatar film adını önceden satın aldığı için karışıklık olmasın diye filmin adından Avatar çıkarılmış.
* Zuko rolüne ilk başta Jesse McCartney düşünülmüş ama başka proje tarihleriyle çakıştığı için Dev Patel tercih edilmiş.
* Shyamalan çizgi diziyi kızı Cadılar bayramında Katara olarak giyinmek istediğinde izlemeye başlamış.
* Noah Ringer’ın role seçilme sebeplerinden biri de Taekwondo’da kara kuşak sahip olmasıymış.
* Noah Ringer çekimler başlamadan önce aktörlük okuluna katılmış.
* Zac Efron Sokka rolünü geri çevirmiş.
* Dev Patel filmi beğenmediğini ifade etmiş.
* Orjinal seride Zuko’yu seslendiren Dante Basco filmde Zuko’yu oynamak istemiş. Prodüktörlerin de rol için Basco’yu istemesine rağmen Syamalan Dev Patel ile devam etmiş.

Fragman:

Images Courtesy of Paramount Pictures Corporation.

One thought on “Avatar: Son Hava Bükücü (2010) – The Last Airbender

  1. Pingback: Melekler Şehri (1998) – City of Angels | Son Damla

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.