Arzunun Kanatları (1987) – Der Himmel über Berlin – Wings of Desire

Zaman ne zaman başladı? Ve mekan nerede bitiyor?

Zaman ne zaman başladı? Ve mekan nerede bitiyor?

Konu: İnsanların aktivitelerini gözlemleyen/yöneten bir melek bundan yorulur/sıkılır ve bir ölümlüye aşık olup insan olmayı diler.

Orjinal adı Der Himmel über Berlin (Berlin üzerindeki Gökyüzü – ingilizce adı Wings of Desire) olan film savaş sonrası ve modern Berlin’de dolaşan iki meleğin hikayesi etrafında gelişiyor. İnsanlara görünmeyen, ölümsüz melekler insanların düşüncelerini dinleyip karşılaştıkları yalnız ve depresyondaki ruhları rahatlatmaya çalışıp yardım etmeye çalışırlar. Yüzyıllar sonra bir melek ölümsüzlüğünden mutsuz olmaya başlar ve insanların yemek yemek veya sevdiğine dokunmak gibi duyumsal zevklerini, günlük hayatın zevklerini tecrübe etmek için insan olmayı ister. Bütün ölümlü arzularını karşılayacağına inandığı bir sirk akrobatı (trapezci) görür. Bu geçişi sadece kendisinin yapmadığını ve saf ruhani tecrübenin tatminkar olmadığını öğrenir.

Kadro: Filmin yönetmeni Wim Wenders‘ı en son 2011 yapımı Pina belgeseliyle en iyi belgesel oscar adaylığından hatırlıyoruz. 1984 yapımı Paris, Texas ile BAFTA ve CANNES film festivali altın palmiye ödülü, 2000 yılı yapımı The Million Dollar Hotel ile Berlin uluslarası film festivalinde Jüri ödülünü kazanmıştı. Bunların dışında Arzunun Kanatları da dahil olmak üzere pek çok ödüle sahip film ve belgesel yapmış. Başrol meleğimiz Damiel’i en son Kimliksiz (Unknown) filminden hatırlayacağımız Bruno Ganz oynuyor. Kimliksiz filminde cesaret ve ilkelerine saygı duyduğumuz özel dedektif (eski Stasi ajanı) Erns Jürgen’i canlandırıyordu ve Cole ile karşılaşmasındaki sahne etkileyiciydi. Diğer meleği bu filmin devamı olarak çekilen Faraway, So Close! filminde de oynayan ve Das Boot filminden hatırladığımız Otto Sander, Trapezci Marion’u ise Solveig Dommartin canlandırıyor. Komiser Kolombo dizisindeki pardesülü, üstü başı, saçı dağınık, şüphelilerin pek önemsemediği polis dedektifi rolu ile hafızalarda yer etmiş olan Peter Falk filmde kendisini oynuyor. Bu filmde Falk bir film çekimi için Berlin’dedir ve o da sonradan insan olmuş bir melektir.

Bazen bu sonsuz, ruhani varlığımdan sıkılıyorum.

Bazen bu sonsuz, ruhani varlığımdan sıkılıyorum.

Film hafif sepia-tonlu siyah beyaz olarak başlıyor ve sonradan bunun meleklerin gözünden görülen dünya olduğunu anlıyoruz (akla 39 yapımı Oz büyücüsünü getiriyor). 77 yaşındaki sinematograf Henri Alekan monokrom görüntüler için annanesinin ipek çoraplarını filtre olarak kullanmış. Melek insanlığa geçiş yaptığında film renkleniyor ama geçişte dikkatimi çeken bir iki şey oldu. Mesela ilk kısa renklenme melek Damiel sirkte iken, sırtında takma kanatları ile trapezde prova yapan Marion’u izlerken gerçekleşiyor ve Marion baş aşağı dururken düşmekten bahsediyor (Fallen Angel?). İkinci kısa renklenmede, yine Damiel izlerken Marion karavanda soyunuyor, melek dokunmak istiyor, Marion giyinip mutfak kısmında meyveleri (yasak meyve – cennetten kovulma? – tekrar yapım Melekler Şehri’nde de armut olayı var) çeviriyor. Ayrıca Marion karavanda Nick Cave’in sirk müziği melodili, üzüntü, keder temalı (sirkte, kullananların işine yaramaz hale geldiğinde bir kenara atılan bir atın ölümünden bahseden) şarkısı The Carny’yi dinliyor. 3. renkli görüntü Berlin’in savaş sonrası harabe hali. 4. renkli görüntü yine savaş enkazı ve hayata devam etmeye çalışan halk. 5. renkli görüntüde Peter Falk TV röportajında çektikleri, 1945 yılında geçen filmin konusundan bahsediyor. 6. renkli görüntüde bir Türk kadın çamaşırhanede beklerken temizlik konusundaki düşünceleri var. Ve bundan sonra, 7 ve 8. renkli kısa görüntülerle Damiel insanlığa geçtiğinde film sürekli renkli hale geliyor.

Filmi izlerken, hiç mi bir erkek “şu kadın çok seksi, şunu bir götürsem” falan diye düşünmüyor dedirtti. Hiç sıradışı düşüncelere, nefret dolu düşüncelere ya da seks gibi gayet normal, erkeklerin aklına sık gelen düşüncelere rastlamıyoruz. Tabi bu meleklerin düşüncelerimizi okumasının hissettirdiği rahatsızlığı daha da artırırdı. Bu kişisel mahremiyet ihlali meleklere de pek zevkli gelmiyor olmalı. Sadece bir kişinin intiharında “Hayııır” diye bağıran bir melek (Cassiel) ikinci dünya savaşındaki ölümlerde nasıl bir tepki vermiştir diye merak ettiriyor. Meleklere insanların ölümlerinden rahatsız olma, üzülme, acı çekme duyguları verildiyse, ve çook uzun sürelerde bunlara tanık olmaları gözlemlemeleri emredilmişse, onlara bir nevi işkence gibi değilmi bu?

Kütüphanede toplu olarak gözlemlediğimiz meleklerin orayı seçiş nedeni olarak ilk aklıma gelen, sessiz bir ortam olması idi ama bu insani bir değerlendirme oluyor, onlara göre orası heryerden gürültülü olmalı. Sıradan insan düşüncelerinden kaçıp en güzel hikaye ve şiirleri dinlemek için belki.  Bu arada kütüphanede, karavanda ve konserde meleklerin gölgeleri görülüyor ama teknik açıdan yetersiz olunduğunu düşünüp önemsemiyoruz.

Film spiritüel dünyadan uzak olmam sebebiyle pek bana hitap etmiyor ama tekrar yapımı Melekler Şehri (City of Angels 1998) aklıma geldiğinde bunun çok daha güzel bir film olduğunu düşünüyorum. En azından Melekler Şehri’ndeki gibi bilimi aciz gösterme, laf sokma gibi ucuz hareketlere başvurmadan insanı farklı bir fantezi dünyasına sokup düşündürebiliyor. İnsan olmak güzeldir, bak melekler bile size göre en basit dokunma duyusuna bile özeniyor, tadını çıkarın diyor. Ben insan olma özlemini, önemini vurgulayan film ve hikayeleri Pinokyo’dan beri seviyorum sanırım. Bir nevi modern Pinokyo filmi olan A.I.’den Wall-E’ye kadar çok sayıda film ve hikayede bu vurguya direk ya da dolaylı olarak rastlamak mümkün.

Notlar:
* Filmin sonundaki “Tüm eski meleklere adanmıştır, ama özellikle Yasujiro, François ve Andrej’e” cümlesi film yapımcıları Yasujiro Ozu, François Truffaut ve Andrei Tarkovsky’e adandığını belirtiyor.
* Meleklerin görünmezliğini, fiziksel form eksikliğini göstermek için çift pozlama (double exposure) ile yapılan sahneler filme dahil edilmemiş.
* Filmin orjinal sonu Cassiel’in de insana dönüşmesi ve Damiel ile Marion’u bir barda pasta savaşı yaparken görmesiyle bitiyormuş.
* Damiel rolündeki Bruno Ganz biraz George Clooney’i hatırlattı bana. Hatta Clooney ile Tamer Karadağlı’nın genlerini %80 %20 birleştirsen büyüdüğünde Ganz’a benzerdi kesin.
* Wim Wenders ilk başta Peter Handke’nin de senaryoya katkıda bulunmasını istemiş. Handke bunu reddetmiş fakat birkaç önemli sahneyi yazmasında anlaşmışlar.
* Sirkin adı Circus Alekan sinematograf Henri Alekan kaynaklı.
* Kütüphanede ihtiyar adamın baktığı kitabın kapağındaki fotoğraf August Sander tarafından çekilmiş olan “Young Farmers” (genç çiftçiler).
* Gerçek Berlin duvarında çekim yapmak yasak olduğundan orjinaline en yakın haliyle küçük bir kopyası film için inşa edilmiş.
* Kütüphanede Damiel’in eğildiği çocuğun okuduğu kitapta tevrattaki “ülke/yer kaos içindeydi” anlamına gelen ibranice bir yazı var.
* Cameo: Cassiel’in film setini gözlemlediği sahnede yönetmen Wim Wenders film ekibinden biri olarak görülüyor.
* 1993 yılında bu filmin devamı niteliğinde In weiter Ferne, so nah! (Faraway, So Close! – Uzakta, Çok Yakın!) çekildi.
* Hollywood tekrar yapımı 1998 yılına ait Melekler Şehri (City of Angels).
* İhtiyar adamın ismi Homer. Antik çağda yaşamış ozan Homer(os) savaş destanları ile biliniyor (mesela İlyada), filmde Homer “bir barış destanı” laflarını kullanıyor.

Fragman:

One thought on “Arzunun Kanatları (1987) – Der Himmel über Berlin – Wings of Desire

  1. Pingback: Melekler Şehri (1998) – City of Angels | Son Damla

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.